Efendi Hazretlerimize Yapılan Haksızlıklar Dosyası (23) | Fatih Medreseleri
Fatih Medreseleri

Efendi Hazretlerimize Yapılan Haksızlıklar Dosyası (23)


DERİN İSMAİLAĞANIN AKSAKALLILARIN EFENDİ HAZRETLERİMİZİN MÜCEDDİDLİĞİNİN İLANINA ENGEL OLMA KONUSU (2)

Marifet Dergisi 28.Sayı,19. Sayfa: “Efendi Hazretlerimize “İnsanlığa Üstün Hizmet Ödülü” takdim edilmek için tercih edilen toplantıyı İsmailağa’dan hangi hocalar boykot etti? Sinan Erdem Kapalı Spor Salonunda yapılması planlanan ödül törenini Yeni Şafak gazetesi ile anlaşarak hangi aksakallının oğlu ya da oğulları iptal ettirdi. Rizeli Resul Hoca Efendi; “O Toplantıya Katılmayanları Affedemiyorum” dediğinde Efendi Hazretleri; “Doğru” buyurmuşlardı.”

EEY DERİN İSMAİLAĞA’NIN AKSAKALLILARI !

2010 yılında Dünya Ehli Sünnet Vel Cemaat Alimleri tarafından, “Efendi Hazretlerinin Asrın Müceddidi ve Halifesi Oluşunun İlanı ve İnsanlığa Üstün Hizmet Ödülü Programını” boykot eden sizler değil miydiniz?

Bu programı; “Şimdi bu program yapılırsa başımıza çok büyük bir iş açmış oluruz. Tüm Türkiye de basın, yayın ve medya ayağa kalkar. Millete ne deriz, nasıl anlatırız bu işleri?” diyerek, korkak siyasetçi sezgisiyle hareket eden ve programın hiç yapılmaması için her türlü mücadeleyi veren siz değil miydiniz? O programın yapılmasını engelleyemeyip, programın tarih ve saati belli olduğunda ise, iptali için her türlü çabayı sarf eden de sizler değil miydiniz?

Sizler bu program da; Efendi Hazretlerinin Şanını ve O’nun yüce makamını kainata ilan etmek, O’nun hakkını tekrim etmek, O’nun namusunu korumak anlayışı ve hassasiyetiyle hareket etmek yerine, her zaman yaptığınız gibi; “Aman şimdi siyasetçiler bize ne der, hakkımızda ne düşünürler. Bu program şimdi çok gürültü çıkartır, aman bu programı yapıp ta onları zora sokmayalım, sonra bize gönül koyarlar” hassasiyetiyle davranmadınız mı?

Bir program ki; Efendi Hazretleri ev sahipliği yapacak, dünya çapında çok kıymetli Alimler ve Meşayihi Kiram bir araya gelerek bizim Şeyhimize, kainatın biricik Mürşidine, Efendi Hazretlerimize böyle bir ödül takdim edecekler ve Efendi Hazretlerini Hicri 15. Miladi 21. Asrın “Müceddidi” ve “Halifesi” ilan edecekler; sizler ise kalkıp “Bu Program Yapılmayacak!” diye olağanüstü bir çaba sarf edeceksiniz. Yetmeyecek bu konuda mücadeleden vazgeçmeyecek ve yapılması planlanan yeri ve saati belli olan bu programı çoluk çocuğunuzu da devreye sokarak Yeni Şafak gazetesini de medya tetikçiliğinde kullanarak, Efendi Hazretlerimizin bu programını son dakikada iptal ettireceksiniz? Yazıklar Olsun Size! Yazıklar Olsun Size! Yazıklar Olsun Size! Sizin bu hareketiniz; topyekün Efendi Hazretlerine, camiaya, ve dünya ehli sünnet vel cemaat alimlerine “Savaş Açmak” değil de nedir? Dünya Alimlerine ve Efendi Hazretlerine en azından saygısızlık değil de nedir?

Bu alimlerin her birerlerinin yaşı, ülkelerinin ve İslam aleminin içinde bulundukları genel durumu göz önüne aldığımızda, bir daha böyle bir topluluğu bir araya getirmenin neredeyse imkansız olduğunu ve ne büyük cürüm işlediğinizi görüyoruz.

EEY CEMAATİ MÜSLİMİN İHVANI DİN

Görün artık bu “Aksakallırın” yüzsüzlüğünü! Görün artık kendileri de çürümüş, bu camiayı içten içe çürüten, Efendi Hazretlerine karşı savaşan bu yapının mimarlarını.

Bir yanda Efendi Hazretlerimizin rızası, daveti ve ev sahipliğini yaptığı bir program; diğer yanda ise, “Bu Program Yapılmayacak! “ diyen, “Yapsanız Bile İptal Ettireceğiz” diyen, her türlü çabalarına rağmen engel olamayıp yapıldığında ise; “Hoca,Talebe Ve Cemaatten Kimse Gitmeyecek. Giden Kim Olursa Kendine Yeni Bir Kurs Arasın” diyerek aforoz etme mekanizmasını kullanan derin yapılanma.

Sadece “Bizim tercihimiz bu” deyip işin peşini bırakmayan, o programı hiç yaptırmamak için uğraşan, başaramazsa yapılacak olan programı iptal ettirmek için çabalayan, ona da engel olamazsa programa gidecekleri engellemek için, kıyasıya mücadeleden asla vazgeçip yılmayan bir yapı.

EEY CEMAATİ MÜSLİMİN İHVANI DİN

Söyleyin Allah aşkına! Böyle bir yapının, Efendi Hazretlerine ve camiamıza verdikleri zararı, başka kim bu cemaate verebilirdi!?

EEY DERİN İSMAİLAĞA’NIN AKSAKALLILARI

Sizler ne zaman Efendi Hazretlerinin yanında oldunuz? Hayatınız boyunca Efendi Hazretlerine yük bindirmekten başka ne yaptınız? Efendi Hazretlerinin kredisini kullanıp şımarmaktan ve azmaktan başka, bu kapıya ne faydanız dokundu? Ben şunu yaptım, bunu yaptım diyorsanız da yaptığınızın karşılığını fazlasıyla dünyalık olarak almadınız mı? Eminönü’nü, İstanbul’u ve Türkiye’yi haraca bağlayıp yaptıklarınızın karşılığını fazlasıyla almadınız mı?

Bu yolda taş mı taşıdınız, laf mı yediniz? Bırakın Efendi Hazretlerinin davasını yüklenmeyi, hayatınız boyunca O’nun karşısında “Paralel Mürşitler” olarak hareket etmediniz mi? Adeta kendinizi erişilmez, eşi benzeri bulunmaz Mürşid -İ Kamiller yerine koymadınız mı? Efendi Hazretlerine ise, değil “Mürşidi Kamil” olarak teslim olmak, Onu kapının “Kölesi” yerine koymadınız mı?

Efendi Hazretleri hangi bir çalışma yaptı da sizler Onun yanında oldunuz? Maddi ve manevi Ona destek verdiğiniz tek bir çalışma gösterebilir misiniz? Ne zaman Efendi Hazretleri bir çalışma yapsa, sizler Efendi Hhazretlerinin bu çalışmasından rol çalarak, Efendi Hazretlerine muhalif, Efendi Hazretlerine karşı ya da paralel kendi çalışmanızı ortaya koydunuz.

Kiminiz “Efendi Hazretlerinin Akrabasıyım, En Yakınıyım” dedi, Efendi hazretlerinin hemen yanı başında “Paralel Kurslar” dikerek Diyanete ve Resmiyete adam devşirmek adına, Efendi Hazretlerinin sistemini en yakınından ve içeriden bölüp parçaladı.

Kiminiz Bayrampaşa ve Arnavutköylerde devletler kurarak Efendi hazretlerine rağmen kurduğu devletinde “İmparatorluğu”nu ilan etti.

Kiminiz Ümraniye ve Çarşamba’da derebeylik düzeni kurarak hocalardan kendisine “Sadık Müritler” edindi. Kiminiz gitti, bu kimselerle yarış edeceğim diyerek, hiç Efendi Hazretlerine sormadan; “Nasıl Olsa Ben Bu Camiayı Peşimden Sürüklerim” diyerek Türkiye ve Ortadoğu’nun en büyük “Medrese” ve “Külliyesini” yapmaya kalktı. Ümmetin paralarını da, umutlarını da, heyecanını da, geleceğini de kendi emellerine alet etti. Sonra orası elinden gidince, sanki böyle bir dava hiç olmamışçasına her şeyi unutup tamamen kendi nefsani çalışmasına döndü. Ne oldu dünkü idealler?

Ne oldu dünkü hedefler, heyecanlar? Ümmetin onca paraları ne oldu? Hani orası “Hoca Fabrikası” olacaktı? Hani orası binlerce talebe ve hocalar yetiştirecekti? Ne oldu bu insanların hayalleri, heyecanları, umutları, paraları?

EEY DERİN İSMAİLAĞA’NIN AKSAKALLILARI

Hangi biriniz çıkıp da: “efendi hazretleri siz ne derseniz, odur! emru ferman sizindir efendi hazretleri” diyerek Efendi Hazretlerine teslimiyet gösterdiniz?

Her biriniz elinizde tesbih, dilinizde teslimiyet ifadeleriyle kendinizi “Olağanüstü Yetkilerle Donatarak” Efendiye rağmen, kendi “Tezgah” ve “Düzenininizi” kurdunuz. Sizler “Teslimim” dediğiniz halde, teslim olmak yerine ilk iş olarak “Efendi Hazretlerini Teslim Almaya” kalktınız. Hiçbiriniz Efendi Hazretlerinin ideallerini, şuurunu, ciddiyetini hayata geçirmeyi aklınızdan geçirmediniz.

EEY DERİN İSMAİLAĞA’NIN AKSAKALLILARI

Gafletle ihanetin sonucu birdir. Biri, haince tavırlarla zarar verirken; diğeri gafletinden dolayı zarar veriyor demektir. Aradaki tek fark, bilerek veya bilmeyerek yapmış olmalarıdır.

Sizin bu hareketleriniz, Efendi Hazretlerine yaptıklarınız, bir tane, iki tane olsaydı hadi diyeceğiz ki gafilane, cahilane münferit hareketlerdir. Ancak hayatınız boyunca Efendi Hazretlerine bu muameleleri reva görmeniz, gafleti de aşan davranışlar içinde olduğunuzu hatırımıza getiriyor.

EEY DERİN İSMAİLAĞA’NIN AKSAKALLILARI

Nedir Efendi Hazretlerinin sizden bu çektikleri? Nedir bu camianın sizden çektikleri? Efendi Hazretlerine bu zulümleri nasıl reva gördünüz? Sizde vefa bu mudur? Sizde teşekkür böyle midir? Sizde sevgi bu mudur? Sizin bu hareketleriniz “Dostun dosta yaptığını düşmanları yapamazdı” dedirten cinsten falan değil, çünkü ne kadar ahmak da olsa bir dost, bir mürid, bir ihvan bunları yapmaz, yapamazdı. Ancak sizler öyle şeyler yapıyorsunuz ki; sizin vefasızlığınız düşmanların istilasını da aşar hale geldi.

Sizler adeta İsmailağa camiasını tasfiye için vazifeli gibi hareket ediyorsunuz. Dışardan birileri bu cemaati tasfiye için özel olarak görevlendirilmiş olsaydı, sizin kadar bu konuda cesur hareket edemez, bu camianın içini boşaltmak hususunda sizin yakaladığınız başarıları elde edemezdi. Çünkü bu cemaat onları düşman bilerek, onlara karşı bir direnç gösterir ve yapılan bu yanlışlıklara asla rıza göstermezdi.

Sizler; bu camianın mensupları edebinden size bir şey demedi diye, yaptığınız tüm bu yanlışları insanlara yegane doğrularmış gibi takdim ettiniz. Yularınız uzun bırakıldı diyedir, sizin bu şımarıklığınız. Ama unutmayın ki neticede ne kadar uzun ve gevşek bıraksalar da bir gün olur burnunuz sürtülür.

Camiada kurduğunuz bâtıl bir sistem olarak, en başta sizin tarafınızdan ve herkes tarafından sorgulanan, hesaba çekilen hep Efendi Hazretleri olurken; sizler kendinizi, hesaba çekilemez, sorgulanamaz, la yüs’el mi zannediyorsunuz?

Aah Efendim Sultanım…

Senin bu azgın ihvanının sana yaptıkları şu haksız muameleleri, Vallahi de Billahi de düşmanların sana yapmamıştır, yapamaz da Sultanım…

Sen düşmanlarından değil, dostlarından daha çok çekmişsin Sultanım..

Sana akraba gözüken, Senin köylün, hemşehrin geçinen, senin soy ismini taşıyan bu cahil, azgın, nefsinin zebunu olmuş “Derin İsmailağanın Aksakallı Baronları”, hayatın boyunca neler çektirmişler sana Sultanım…

“Efendi Hazretlerinin En Has İhvanıyım, O’nun Yetiştirdiği En Kallavi Hocasıyım” diyerek caka satan, kendilerini “İmparator” olarak niteleyip , “Mürşidi Kamil” ve “Bu Cemaatin Tek Sahibi” yerine koyan bu kişilerden çektiğini düşmanlarından çekmemişsin sen Sultanım…

Bir de düşmanlarının saldırılarını gölgede bırakan, düşmanlarına rahmet okutturan dostlarının vefasızlığı var ki, o hepsinden daha ağır…

Sana rağmen, senin yanında, seninle beraber ama paralel tekkeler kuran, paralel kurslar açan, paralel mürşitlikler yapan, elde tesbih, dilde teslimiyetle, seni teslim almaya kalkan, sana rağmen, senmişcesine hareket eden, seni mürid,kendilerini mürşit yerine koyan bu kimselerin vefasızlığını kalemler nasıl yazabilir, diller nasıl anlatabilir Sultanım…

Hafif acılar dillendirilebilir ancak, derin acılar sessizdir Sultanım… Sana hayatın boyunca bu derin acıları yaşatanlar sebebiyle şimdi sessizsin Sultanım… Seni böyle sessizliğe mecbur edenler, sana bu derin acıları yaşatanlar, “derin ismailağanın aksakallılarıdır” Sultanım…

Biz de zannediyoruz ki 15 senedir hakkımızda konuştular. Gece demeden, gündüz demeden, hiç susmadan aleyhimizde oldular. Hiç susmayıp hep konuştular. Yüzümüze gülüp hep arkadan vurdular. Ağza alınmayacak iftiralar attılar diyorduk Sultanım, ama sana bu adamlar hayatın boyunca çektirdiklerine Sen nasıl sabrettin Sultanım… Asıl sana bir ömür neler çektirmişler bu baronlar Sultanım..

Hep içine atmış, hiç belli etmemişsin Sultanım… Sabır taşı çatlarmış da, bunların sana yaptıkları, Seni nasıl çatlatmadı Sultanım… Sana neler çektirmişler bu baronlar Sultanım.. En son dayanamayıp bir tepki olsun diye İsmailağa’dan uzaklaşma pahasına, ağzını açmama pahasına sabretmişsin Sultanım..

Hep onlara rahmet olmuşsun. Hep onlara merhamet ile muamelede bulunmuşsun. İsmailağa’dan çıkıp gideyim de gene onlara rahmet olayım demişsin Sultanım..

İsmailağa Derneği Yazı İşleri Kurulu

 

Yorum yapın