Savaşın Çocukları | Fatih Medreseleri
Fatih Medreseleri

Savaşın Çocukları


Verilen ne hak –batıl mücadelesi , ne de bir mazlumu kayırıp kollamadır. Yaşananlar sadece menfaat  ve çıkar çatışmalarından ibaret bir takım itişmeler, kavgalar ve savaşlardır. Acıyı çeken, zulmü  ezberleyen ise minik gözler, küçük eller ve yüreklerdir. Ne bir günahları var nede bir çıkarları. Onlar silahın gölgesinde, güneşin alnında büyüyen deve dikenleri gibi büyüyorlar sert ve acıtan. Ne anneleri kalmış ne babaları ne de bir yakınları. Ortada garip mahzun kalan yavrularımız. Öylesine namertçe işlemiş ki savaş ruhlarına, gördüğü fotoğraf makinesini silah sanıp minik ellerini havaya kaldırıyor, Suriyeli yavrumuz.

Bu resim sadece Suriyeli bir yavrumuzun resmi değil, aynı zamanda yeryüzünde silah altında hayata tutunmaya çalışan bütün yavrularımızın bir resmidir.  Bu resim dünyanın ne kadar zulümde ileri gittiğinin, mazlumun ise son raddeye geldiğinin bir resmidir.

İnsanlık olarak  geleceğimiz olan bu yavrularımız bu kadar kan ve göz yaşıyla yoğrulurken biz bunun adına nasıl gelecek diyebiliriz.

Bugün baskılarla ölümlerle büyüyen bu yavrularımızdan büyüklerine karşı hatta gelecekte kuracakları dünyaya karşı nasıl bir umut besliyoruz acaba? Savaşın büyüttüğü bu minik canlar büyüdüğü zaman ne kadar barış , huzur ve mutluluk taraftarı olurlar.? Ruhlarını saran silah bomba korkusundan kurtulup incelik ve letafete nasıl ulaşırlar.

Biraz da kendimize soralım. Bu kadar Müslüman evladı suçsuz yere katledilirken Müslüman olarak bizler hangi hallerdeyiz? Nefsani bir takım arzularımızın pençesinde ,dünyanın peşinde mi yoksa o yavrularımızın  acılarını yüreğinde hatta her zerresinde hissederek dua dua yalvarmak için teheccüt nöbetlerinde mi? Bu zulümlere karşı gerçekten vicdanlarımızla baş başa iken ‘’Ben elimden geleni yaptım’’ diyebiliyor muyuz? Yoksa oturduğumuz yerden televizyon başında veya internetlerde izledikten sonra vah vah deyip zulmü normal gördüğümüz hayatımıza dakikalar içinde geri mi dönüyoruz?

Birileri anlamasa da hatta ısrarla ‘’aman sıktınız artık’’ diyerek dinlemese de biz bu işin çaresinin İslami kardeşlikte olduğunu haykırmaya ve derdimize derman aramaya devam edeceğiz. Karınca misalince de olsa daima mazlumum yanında olacağız.

Gelin şu güzel dinimiz İslama sımsıkı yeniden sarılalım. Tüm dünyaya bu kardeşliği peygamberi bir nida ile tekrar duyuralım. Özümüz olan İslamdan başka hiçbir sistem bizim çaremiz olamaz. Bu dini yaşamadan ve yaşatmadan Müslüman huzur bulamaz.

Mazlumla beraber olmak bizden muvaffakiyet Allah’tandır.

 

 

Yorum yapın