Zekât | Fatih Medreseleri
Fatih Medreseleri

Zekât


Kelime olarak; temizlik, artmak, bereketli olmak, iyi ve düzgün olmak anlamına gelir. Terim olarak Şeriatta “asli ihtiyaçlar” dışında nisap miktarı mala sahip olan ve bu sebeple zengin sayılan Müslüman’ın, bu zenginliği üzerinden 1 yıl geçtiğinde fakirlere vermesi gereken malın adıdır. Zekât, hicretin ikinci yılında, Ramazan orucundan sonra farz kılınmıştır. Zekât İslam’ın beş temel esasından biridir.

Zekât, veren kimseyi cimrilikten, kirlerinden ve günahlardan temizlediği ve malında berekete vesile olduğu için, kelime manası ile dinî manası arasında çok kuvvetli bir bağ vardır.

“İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler, onların mükâfatları Rableri katındadır.” (Bakara Suresi: 277) Bu ayette beraber anılan namaz ve zekât Kur’an’da aynı ifade ile birçok yerde daha tekrarlanır. “Mallarınızı zekât ile koruyunuz. Hastalıklarınızı sadaka ile iyileştiriniz, bela dalgalarını dua ve niyaz ile karşılayınız.” Hadis-i Şerifiyle de zekâtın kalkan vazifesini yerine getirdiğini anlamaktayız.

Zekât sadece nisap miktarı mala sahip olan Müslümanlara, yani zengin tabiri kullandığımız kimselere farz olduğu için biz bu konuya vurgu yapmak istiyoruz.

Zenginlik üç çeşittir. Birincisi mal zenginliği, ikincisi nefis(kalp) zenginliği, üçüncüsü ise hem mal hem de kalp zenginliğidir. Ki bu Mevla Teâlâ’nın fazlındandır onu dilediğine verir. Gerçekten kıymetini bilen için dünya ve ahiretteki en büyük nimetlerdendir. Bu nimet sebebiyle insan ya cömertliği ile Mevla’nın rızasını, kulların hayır duasını kazanır ya da Rabbimiz ’in gazabını.

Bu nimetle insan Hz Ebubekir, Hz Osman ve Hz Hatice validemiz gibi ya İslam’ın en büyük destekçisi ya da firavun gibi Karun gibi hem kendini hem de malını batıran en büyük zalimlerden olur.

Hasedin yani kıskanmanın caiz olmadığı dinimizde sadece şu iki konu hususunda buna müsaade edilmiştir. Efendimiz buyuruyorlar ki, “haset(kıskançlık) asla helal değildir. Sadece iki konu hususu hariç. Birincisi ilmi olan ve onu Allah yolunda öğreten, ikincisi malı olan ve onu Allah yolunda dağıtandır.”

Kendisine Mevla tarafından fazlından karşılıksız olarak bu zenginlik nimeti bahşedilmiş İnsan, olayın bu çıkış noktasını kaybetmemeli. Yeryüzünde bir takım insanlar kuru ekmeğe muhtaç iken hatta onu da bulamayıp açlık ve sefalet içinde can verirken, diğer taraftan zengin kardeşlerimiz bolluk içindeyken malının esiri olmamalı, tefekkürünü güzel yapıp elini titretmeden fakirin hem destekçisi hem de takipçisi olarak üzerine düşeni vermelidir.

Bu nimetin karşılığında yapılması istenilen fedakârlığın ismi de zekâttır. İnsanın malını temizlediği gibi cimrilik, bencillik ve büyüklük taslama gibi bir takım manevi kirlerden de temizler. Zekât hem verenin hem de verdiği kimsenin kalbinin yumuşamasına sebep olur. Kulun merhamet göstermesi Allah’ında rahmetini cezbeder. Müslümanlar arasında güvene, birlik ve beraberliğe vesile olur. Ruhların incelmesi, yüzlerde ve gönüllerde meydana gelen sevinç, yaşanmaya ve yaşatılmaya gerçekten değecek güzelliklerdir. Rabbimiz bizlere hem mal hem de gönül zenginliği ikram eylesin. Hakkımızda hayırlı olanı ve buna hakiki manada teslim olmayı bütün Müslüman kardeşlerimize nasip eylesin.

Zekâtlarımızı vermek bizden, maddi ve manevi temizlemek Mevla’dandır.

Fatih Medreseleri Yazı İşleri Kurulu

Yorum yapın