Beraberliğin Anahtarı: Hataları Örtmek | Fatih Medreseleri
Fatih Medreseleri

Beraberliğin Anahtarı: Hataları Örtmek


Beraberliğin Anahtarı: Hataları Örtmek

Rabbimiz bütün insanları farklı farklı karakter, mizaç ve meziyetlerde yaratmıştır. Bu meşreplerin en mükemmel ve kemali elbette ki Peygamber Efendimiz (s.a.v)’dedir. Rabbimiz, onu tepeden tırnağa her şeyi ile mükemmel yaratmıştır. Bizlerin huyunda ve kişiliğinde ise çeşitli faktörlere bağlı olarak, etkilenmeler olduğu için manevi boyutta da bazı eksiklikler meydana gelmiş ve bu eksiklikler bünyemize yerleşmiştir. Daha insan dünyaya ilk adımlarını atarken, bu eksiklerle hayata başlar. Kimileri kendini beğenir, kimileri kendine çok güvenir, herkesin hatasını görür, çok kıskanır, eksiğini kabullenmez ve daha sayamayacağımız nitelikte manevi hastalıklarla doludur. Hatta Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerimin birçok yerinde insanın bu karakterini ortaya koyarak eğitime muhtaç olduğunu kendisine vurgulamıştır. Burada en önemli olan şey kişinin manevi hastalığını öncelikle kabul edebilmesidir. Çünkü kabullenmek, tedavinin başlaması demektir.

Rabbimiz bir hastalık versin de onun çaresi olmuş olmasın. Bu mümkün değildir. Dünya hayatında her şeyin bir telafisi ve eğitimi vardır. Yani insan doğduğunda ne ise öyle yaşayıp öyle ölecek değildir. Yaş kaç olursa olsun, ortam ne olursa olsun eğitimi olan her şey, mümkün ve kolaydır. Yeter ki eğitimi ehlinden almış olalım ve eğitimcimize teslim olalım.

Kişinin manevi hastalıklar hususunda tedaviye yanaşmaması veya tedaviyi geciktirici işler yapması, kendisinden sonra etrafına da zarar vermektedir. Hele ki bu kişi, bir ideal etrafında toplanmış ve güzel çalışmalar yapan bir cemaatin içinde bulunuyorsa vereceği zarar çok daha büyüktür.

Olumsuz davranışlarını düzeltmek için gayret göstermeyenler, genellikle kendilerindeki iç huzursuzluğu dışa vurarak etrafı da huzursuz ederler. Üstüne üstlük kendi kusur ve ayıplarını görmeyerek, başkalarının kusur ve ayıplarını ortaya dökerler. Oysaki Yüce Mevla’mız bir ayetinde bizlere açıkça şöyle buyurmuştur: “İman ederek Salih amel işleyenlerin hatalarını andolsun ki, örteriz ve onları yaptıkları amellerden daha güzeli ile mükâfatlandırırız” (el-Ankebut, 29/7). Ayrıca Nebî (s.a.v.)’ de bu hususta ne güzel buyuruyor: “Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter.”

Evet, ayıpları ve kusurları örtmede gece gibi olmayız. Çünkü yapılan hataları veya ayıpları ortaya dökmek, aradaki muhabbeti kaldıracağı gibi birliği ve beraberliği bozmaktan da başka bir işe yaramayacaktır. Özellikle bir ideal etrafında toplanmış cemaat bireylerinin birbirlerinin ayıplarını, yanlışlarını veya ufak tefek hatalarını görerek olumsuz tavır takınmaları, hem tefrikaya hem de çalışmaların aksamasına neden olacaktır. Böylesi bir hatanın içine düşmek büyük bir vebalinde altına girmek demektir. Rabbimiz hepimizi muhafaza eylesin. Hataları görmek birleştirmez, ayrıştırır. Birleşmek istiyorsak, hep güzel yanları görmeli göstermeliyiz. Tıpkı Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) gibi bu husustaki güzel bir hadiseyi hatırlayalım dilerseniz; Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabıyla beraber yürürken yol kenarında bir köpek ölüsüne denk gelirler. Sahabelerden bazıları manzara karşısında “Bu leş ne kadar da pis kokuyor.” demekten kendilerini alamazlar. Bu durum karşısında Allah Rasûlünün tepkisi ise hayli farklı olmuştur: “Köpeğin ne güzel dişleri var!”

Rabbim hepimize güzel bakabilmeyi, güzel görebilmeyi, güzel düşünebilmeyi ve güzel davranışlar sergilemeyi ikram eylesin!
Hataları örtmek bizden, muvaffakiyet Allah(c.c.)’tandır.

Fatih Medreseleri Yazı İşleri Kurulu

 

Yorum yapın