Çalışmalarımıza Ne Kadar Sahip Çıkıyoruz | Fatih Medreseleri
Fatih Medreseleri

Çalışmalarımıza Ne Kadar Sahip Çıkıyoruz


Rivayete göre bir zamanlar İstanbul’da Edirneli, aksimi aksi bir tüccar varmış. Peynir ticareti yapan bu tüccar, Trakya’dan aldığı peynirleri fiyat durumuna göre ya İstanbul’da ya da İzmir’de satarmış. Malını gemilerle taşıtan tüccar, navlun parasını peşin vermek istemediğinden her seferinde gemi kaptanlarını oyalayıp; “Hele peynirler sağ salim varsın, istediğin parayı fazla fazla veririm,” diyerek vaatlerde bulunurmuş. Madrabaz ve cimri olan bu tüccarın vaatlerine birkaç kez aldanan gemi kaptanlarından birisi, peynirleri yükleyip İzmir’e doğru yola çıkmak üzere iken diklenmiş: “Efendi tayfalarıma para ödeyeceğim. Geminin kalkması için masraflarım var. Navlunu peşin ödemezsen Sarayburnu’nu bile dönmem.” diye diretmiş. Aksi tüccar her zamanki gibi; “Hele peynirler salimen varsın…” demeye başlar başlamaz gemi kaptanı kızgın bir şekilde; “Efendi, Efendi! Lafla peynir gemisi yürümez, buna kömür lazım, yağ lazım.” demiş. Gemi kaptanının kızgın halini gören Aksi tüccar, çaresiz parayı ödemiş. Tüccar, parayı ödemiş ödemesine ama o gün akşama kadar da şu cümleyi sayıklayıp durmuş; “Lafla peynir gemisi yürümez ha!”

Evet, tüccar o gün belki laflarıyla kaptanı ikna edip gemisini yürütebilirdi. Ancak bir davanın yürüyebilmesi bu kadar kolay değil. Hele de bu ahir zamanda tuzakların bol olduğu, fırtınalı küfür denizine açıldıysanız, işiniz çok daha zordur. Kısacası İslam davasının gemisini yürütmek öyle sanıldığı kadar kolay bir şey değildir.

Davanın zorluğu bir yana davaya er olabilmek için de laftan daha fazlası gerekir. Yani bir insan, ben dava adamıyım diyorsa öncelikle bu sözün hakkını vermelidir. Öyle orada burada alengirli laflar ederek, ben dava adamıyım demekle dava adamı olunmaz. Herkesin bir kere bunu baştan bilmesi gerekir.

Dava eri olmak, temelde iman etmekle başlar. Eğer ortada iman yoksa yapılan tüm emekler ve çalışmalar da boşa çıkar. Ayrıca inançsız yapılan çalışmalarda, ne istikrar olur, nede bir verim alınabilir. Nasıl ki temelsiz bir bina inşa edilemezse, imansız bir dava anlayışı da olamaz. Bu gün Müslümanlar yeryüzünde pek çok sıkıntı çekiyorsa, bunun sebebini başka bir yerde aramamalıyız. En büyük nedeni, imani zayıflığımızda ve dinimize gerçekten sahip çıkmayışımızda aramalıyız.

Bir davaya iman etmek, pek çok şeyi de beraberinde getirir. Öncelikle inandığın şeye sahip çıkarsın ve elinden geldiğince fedakârlık gösterirsin. Çalışırsın, çalışırsın, çalışırsın! Bıkmadan ve usanmadan verilen vazifeleri en iyi şekilde yapmak için sürekli gayret gösterirsin.

Gerçek bir dava eri, nefsani birtakım arzulara kapılıp da kompleks yapmaz. Ve verilen vazife ne olursa olsun asla tartmaz, sorgulamaz. Liderin vereceği emre itaat, ağızdan çıkan ifadelerle değil, teslimiyetle ölçülür. Eğer lider bir vazife veya bir çalışma ortaya koyduysa onu; “Acaba bu yapılan şey doğrumu? Şimdi bunun zamanı mıydı? Bence bu iş yanlış?” gibi cümlelerle değerlendirmemeliyiz.

Hudeybiye Antlaşmasını hatırlayalım. Sahabe-i Kiram Efendilerimiz antlaşma maddelerini duyduklarında hiddetlenmiş ve kabul edilemez olarak görmüşlerdi. Ancak sevgililer sevgilisi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu maddelerin hepsini kabul etmişti. Aleyhte gibi gözüken maddelerin perde arkasını o an itibariyle sahabe görememişti. Fakat Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) aleyhte gibi gözüken şeylerin aslında müminler için olumlu sonuçlar getireceğini biliyordu ve o nedenle kabul etmişti. Şimdide aynı şey geçerlidir. Efendi Hazretlerimizde (k.s.) aynı şekilde bizim göremediğimiz ve anlayamadığımız pek çok şeyi görmekte ve bilmektedir. O yüzden Efendi Hazretlerimiz ( k.s.) ve onun sıkı takipçisi olan Hocamız İslam adına ne çalışma yapıyorsa o muhakkak Müslümanların yararınadır. Bizler anlasak da anlamasak da bu böyledir.

En son Fatih Medreseleri olarak yeni bir proje olan FM TV adı altında bir çalışma başlatıldı. İslami ölçülere göre birbirinden güzel programlarla yayın hayatına başlayan FM TV adeta her eve bir medresenin açılmasına vesile oldu. Böylesi bir çalışmayla Efendi Hazretlerimizi (k.s.) ve camiamızı ülkemize, hatta tüm dünyaya duyurma fırsatını bulduk. Mevla’mıza şükürler olsun!

Şimdi böylesine güzel ve önemli bir çalışmanın sadece ilgisizlikten ve sahip çıkmamaktan ötürü istenilen ölçülere taşınamaması oldukça yanlış olur. O nedenle herkesin İslam adına büyük kazanımlara vesile olacak bu çalışmaya gerçekten maddi ve manevi olarak sahip çıkması gerekir. Birde kesinlikle; nasıl olsa birileri bu çalışmaya maddi ve manevi destek oluyor, bize ne gerek var diyerek düşünmemelidir. Çünkü böylesine yanlış düşünceler, çalışmaların önündeki en büyük engellerdendir.

Bir davaya sahip çıkmak, sözle değil samimiyetle ve özveriyle çalışmak, çalışmak, çalışmakla olur. Örneğin program yapanların vaktinde çekimlerini tamamlaması ve daha güzel nasıl yapabilirim diye gayret göstermesi bu işe sahip çıkıldığının bir göstergesidir. Aynı şekilde maddi çalışma yapanların da yeni fikirler üreterek farklı çözümler üretmesi de sahip çıktıklarına işarettir. Yani kısacası ortaya konulan bu yeni çalışmaya ister maddi olsun, ister manevi olsun herkesin azami gayret göstermesi gerekir. İstenilen kıvamda sahip çıkıldığında yeni ve çok daha güzel çalışmaların da açılacağını unutmamak gerekir. Rabbim hepimize Efendi Hazretlerimizin (k.s.) ideali doğrultusundaki tüm çalışmalara gerçekten sahip çıkabilmeyi nasip etsin.

Efendi Hazretlerimizin (k.s.) ideallerine sahip çıkmak bizden, muvaffakiyet Allah (c.c.)’tandır.

Fatih Medreseleri Yazı İşleri Kurulu

 

Yorum yapın