Haccın Düşündürdükleri | Fatih Medreseleri
Fatih Medreseleri

Haccın Düşündürdükleri


Zaman su gibi akar ve geri gelmez. Hele sayılı günler olursa,  mübarek beldeler olursa o zaman, rüya gibi gelir insana. Kavuşayım, doyayım derken bir bakmışsın ayrılık vakti gelmiş. Kavuşmak güzel de bir de ayrılık olmasa. Belki de ilk defa insan kendi evine dönüşüne sevinemez. Allah’ın evinden ayrılıp kendi evine gidesi  gelmez. Annesinden zorla ayrılan çocuk misali boynu bükük, gözü yaşlı, yüreği dağlı, hüzünlü ve çaresiz bir şekilde veda eder insan.

Aslında fani olan insanın geçici ömrü de böyledir. Hayatta nihayetinde sayılı günlerden ibarettir. Keşke geçirdiğimiz bütün zamanlar, bu beldelerde geçirdiğimiz günler kadar bereketli olsa. Kâbe’den ayrılırken kalbinde fırtınalar kopar hacının. Bir taraftan böyle bir imkâna kavuşmanın sonsuz şükür duygusu, dünya Müslümanları ile beraber olma sevinci, İslam tarihini yerinde okuma ve muhterem hocamızla adeta yeniden İslam tarihini yaşama kazancı, Allah’ın misafiri  olmanın verdiği iç huzur, haccı, nice ibadetleri ifa etmenin verdiği hoşnutluk; diğer taraftan henüz Kabe’ye, zemzeme, peygambere, buralara doyamadan, belki de bir daha kavuşamamak üzere ayrılık.
Bedeni ayrılmak zorunda olan hacı, kendi burada kalamayacağı, Kâbe’yi de kendisiyle götüremeyeceği için Kâbe’yi yükler kalbine.

Allah’ın evi olan Kâbe ile Allah’ın nazargahı olan kalbini birleştirip öyle döner evine. Bundan sonra yüzünü her namazda Kâbe’ye çevirmekle kalmayacak. Artık damarlarındaki kan her an tavaf edecek yüreğindeki Kâbe’yi. Ölünceye kadar şirkin, küfrün, nifakın, fısk’ın giremeyeceği bir harem bölgesi ilan ettiği kalbine, Mekke’den Kâbe’yi yükleyerek ayrılır.
Buraya gelen her bir hacı, herhangi bir ülkenin vatandaşı, herhangi bir şehrin sakini, bir mahallenin ya da beldenin herhangi bir  ferdi olarak buralara gelir ama  bir ümmetin ferdi  olarak memleketine döner.  Allah’ın evinden kendi evine dönüş, aslında yine Allah’a dönüştür. Çünkü “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” “Biz  Allah içiniz ve yine Ona döneceğiz” şuuruyla hareket eder hacı.

Müslüman olmak kadar Müslüman ölmek nasıl şart ise, Hac yapmak kadar hacdan döndükten sonra orada kazanılan güzel hasletlerin korunması da o kadar önemlidir. Bundan sonra artık “hacdan önce” ve “hacdan sonra” diye bir hayatımız olmalıdır. Hac’dan sonra bembeyaz bir sayfa, günahlardan silinmiş bir defter, lekesiz bir kalp  vardır inşallah bizim için. Haccı tutmak, Haccı korumak, tıpkı orucun oruçluyu tutması gibidir. Haram kazanca, her türlü olumsuz davranışlara, nefsine, şehvetine ve şeytana karşı sahibini tutarsa, o Hac tutulmuş olacaktır.
Hacdan sonra hacının en başta gelen vazifesi, Hac yaparak günahlarından arındıktan sonra bu arınmışlığını  koruyup sürdürmesi ve geliştirmesidir.
Hacı, örnektir insanlar nazarında. Hacı artık İslam’ın güzelliğini, haccın özelliğini hayatında fiili olarak gösteren kimsedir. Yoksa onun “Hacı mı ne olduğu belli değil” denir.
Bir hacının Haccının Mebrur ve makbul olmasının alameti; Hacdan sonraki İslami yaşantısı ve ahlakının, Hacdan öncekinden daha ileri boyutlara gitmesiyle belli olur. Yaptığı Hac Allah’a saygısını, takvasını ve ahirete hazırlanma şevkini ne derece artırmışsa, Allah nezdinde o derece haccı kabul görmüş demektir.

Hacdan sonrası için hacının hayatında yalan, haksızlık, hıyanet, ahde vefasızlık, aldatma, kandırma, eksik ölçüp tartma gibi gayri ahlaki tutum ve davranışlar artık dönüşü olmayan tamamen bitmiş özelliklerdir.
Hacı Hacerül esved’i selamlamakla birlikte Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmeyeceğine söz vermiş demektir. O yüzden Hacer ül esved’le yaptığı sözleşmeyi hayatı boyunca bozmamalıdır. Hacı, Mescidi Nebevide, Kâbe’de, Arafat’ta, Mina’da, Müzdelife’de Müminler Denizi’nin bir damlası olduğunu hissetmiştir. O yüzden Hac, Müslümana, Müslümanın derdini dert edinme bilinci kazandırmış olmalıdır
Rabbim Haccımızı  Mebrur , Sa’yımızı meşkur eylesin.

Fatih Medreseleri Yazı İşleri Kurulu

Yorum yapın