Konumumuzu Kaybetmemek | Fatih Medreseleri
Fatih Medreseleri

Konumumuzu Kaybetmemek


Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayetle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Sizler, kendinizden önce gelen ümmetlerin sünnetine kulacı kulacına, arışını arşınına ve karışı karışına muhakkak tıpatıp uyacaksınız. Hatta onlar, daracık bir keler deliğine girseler, siz de oraya gireceksiniz.” Oradakiler: “Ya Resulallah! (onlar) Yahudiler ve Hıristiyanlar mı?” diye sordular. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Bunlar değil de ya kimlerdir?” buyurdular.

Bugün memleketimiz ve bütün İslam âlemi kimlik kaybı ve şahsiyet bunalımı yaşamakta. Halimiz, iki sürünün arasında gidip gelen şaşkın koyununkiyle aynı… Devletleri yıkan, bitiren ve tüketen bütün menfi şeyler, ahtapot gibi her yanımızı sarmış durumda. Taklit sarhoşlunu yenilik, medeniyet ve ilerleme zannediyoruz. Dünyanın hiçbir devrinde, hiçbir millet, bizdeki batıyı taklit ve aslını inkâr derecesindeki bir taklidi tutku haline getirmemiştir. Batıdan gelen her yenilik, hiç tahlil yapılmadan, hiçbir düşünce süzgecinden geçmeden ve hiçbir parola sorulmadan bizde aynen kabul görüyor. Hem de öyle bir kabul görüyor ki taklit edilen batılılar bile bizim bu taklit süratimizin hızına yetişemiyor.

1400 sene öncesinden zamanımızın hadiselerine ışık tutan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hadis-i şerifleri aynen harfi harfine çıkıyor. Hâlbuki Peygamberimiz (s.a.v.) tırnağını keserken bile Yahudi ve Hıristiyanlara benzememeye, en küçük bir teferruat gibi görünen meselelerde bile, bizim dışımızdakilere muhalefet etmeye bizleri teşvik etmiş ve bunun en hassas örneklerini bizatihi kendisi göstermiştir. Mevla Teâla Hazretleri Kur’an-ı Kerim de yüzlerce ayetinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)in binlerce hadis-i şerifinde hep bizlere hakkı tespit, batılı iptal davasını bizlere bildirirken ve hatta imanın en başı, kelime-i tevhit’in, La ilahe illallah derken bütün ilahları, Kur’an dışında ki sistemleri, ideolojileri ve bulanıklıkları reddedip, bir Allah’a iman ve hiçbir şeyi O’na eş koşmamayı bizlere emrederken, içi içimizden olmayan, kendimize uymayan bütün ayrılıkları reddetmeyi emrederken, Yahudi ve Hıristiyanları ve diğer din düşmanlarının tamamını sevmemeyi, hatta onlara buğz etmeyi, katı olmayı ve onlarla hakkıyla cihat etmeyi emrederken bizler kalkmışız onlara şirinlik muskaları yazmakla meşgulüz.

Âlimimiz, cahilimiz toptan onların adımlarını takip ve taklitle, onların girdikleri her deliğe girmekle meşgulüz. Diyaloglarla, sempozyumlarla, ittifaklarla, buluşma ve muhabbetlerle onlarla beraber olmanın, onlarla aynı değerlendirilmenin yarışı içindeyiz. Dinimizin, Müslümanlığımızın utanacak, aşağılanacak komplekslere girdirecek haşa bir yanı mı var ki her fırsatta onlar bizi terslerken, dışlarken, düşmanlık ve kinlerini din olarak beslerken bizler onlara yamanmanın ya da onlar tarafından ılımlı görünme eylemleri içindeyiz. İnsan açlıktan ölür de, yine onlardan gelecek bir lokma iltifata, bir yudum suya hayat diye sarılmaz!!!

İsmimiz, mevkiimiz, ilmimiz, kariyerimiz ne olursa olsun, önce Allah’ın dini olan İslam’ı hakkıyla inanmak ve onu hakkıyla yaşamakla sorumlu olduğumuzu bir an olsun aklımızdan çıkarmayalım! Hangi makam ve mevkii de olursak olalım, Allah’ımızın hakkının, Allah’ımıza karşı olan vazife ve sorumluluklarımızın bütün bunların hepsinden önce ve öte olduğunu unutmayalım! Hele bir de ağzımızdan çıkan sözler ve topluma yansıyan davranışlarımızla bütün Müslümanların yakinen ilgilendiği bir vazifedeysek, çok daha dikkatli, çok daha hassas ve muhafazakâr olmamız lazımdır!

Kendimizi Muhafaza Bizden, Muvaffakiyet Allah’tandır

Fatih Medreseleri Yazı İşleri Kurulu

Yorum yapın