Maneviyatsız Maddiyatın Zararları | Fatih Medreseleri
Fatih Medreseleri

Maneviyatsız Maddiyatın Zararları


İnsanımıza sunulan maddi vaatler ve refah seviyesinin yükseltilmesi ile ilgili açıklamalar gün geçmesin ki daha da artmıyor. Siyasetçiler artık madde politikaları ile insanların gözünü çalmanın yoluna girmişlerdir. Kimisi asgari ücretin yükseleceğini vaat ederken, diğeri bankalar ile alakalı şu kadar faiz oranı vereceğim diyor. Bir diğeri mazotu yarı fiyatına indireceğim derken, bir diğeri, kişiye düşen gelir paylarının yükseltileceğini söylüyor.

Bu vaatler bir yandan nefsimizin hoşuna gitse de, belli zaman sonra maddi seviyesini yükselten insanlar gerçek kimliklerini kaybedebiliyorlar. Tabii ki bizler Hz. Ebubekir gibi, Hz Ömer gibi İslam’a hem bedenen hem de madden hizmet edeceğiz deriz. Lakin bizler bu sahabelerin şuurunda, hissiyatında olmadığımız için, madde bizi nefsimize yenik düşürebiliyor.

Geçmiş ümmetler içerisinde zenginliği ile ün salmış Karun vardı. Karun, Musa (a.s)’ın öz teyze oğlu idi ve de en güzel Tevrat’ı okuyan kimse idi. Fakirdi, hizmet ehliydi. Bir gün Musa (as)’dan zengin olmak için dua istedi ve böylece dinimize daha iyi katkı sağlarım dedi. Musa (as)’ın duası ile zengin oldu. Lakin o eski Karun değildi. Artık İslam’ın karşısında en büyük engel olmuştu.

Yine Peygamberimiz (sav)’in zamanında mescit kuşu diye anılan Salebe vardı. Ondan önce sabahları mescide giden olmazdı. Çok fakirdi, günlerce aç kalırdı, zengin sahabeler evine götürmeseler, o gün aç olarak oruç tutardı. Peygamberimiz (sav)’den zengin olmak ve zengin olarak İslam’a hizmet etmek için dua istemişti. Her defasında reddeden peygamberimiz, sonunda dua etmiş ve Salebe Medine’nin en zengin insanlarından biri olmuş. İlk önce namazlarını terk eden Salebe, sonunda cumalara da gelmez oldu. Zekât ayeti geldiğinde ise Müslümanlara bunlar benim, siz haraç mı topluyorsunuz diye doğru yoldan, peygamberi yoldan sapmıştır.

Yukarıda anlatılan iki manidar kıssa. Birisi peygamber sahabesi, mescit kuşu, diğeri peygamberin teyze oğlu, ona akraba olan en yakını ve de Tevrat’ı en güzel okuyan kişi. Bunlara rağmen maddiyat nefsinin azgınlığına, kimseyi tanımamasına, milleti hor görmesine, en önemlisi de İslam’a, Peygamberimize ve Peygamberlere yüz çevirmesidir.

Bu kimseler için maneviyatları yoktu diyemeyiz. Buna rağmen maddiyatı maneviyatın önüne geçirip, nefsini heva ve hevesleri uğruna köreltmişlerdir.

Sözde refah seviyesi yüksek devletlerin merkezleri çok ihtişamlı, çok görkemli olabilir. Ancak arka mahallelerine gidildiğinde insanların açlıktan öldüklerine şahit oluyoruz. Maddenin varlığı kişiye paylaşmak yerine kibri ve bencilliği bırakmıştır.

Bir ülkede gelir seviyesi yüksek olup ta, intiharlar, madde bağımlıları,  kumar, zina çoğalıyorsa asıl bu hüsranlıktır ve devletin yıkılmasına sebeptir. Bizler “Bırak Ya Ömer! Dünya onların, ahiret bizim olsun” diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Ama netice olarak şu anda peygamberimizin tam aksine bir yaşam istiyor ve insanları buraya sürüklüyoruz.

Maddiyatı olmayan bir genç evinden işine, işinden evine periyodik bir düzen içerisinde çalışacaktır. Ailesine, çocuklarına ve dostlarına zaman ayıracaktır. Lakin bu kişiler genel olarak maddiyatı bulduktan sonra, sözde refah seviyesini bulduklarında yolunu şaşırıp kötü yollara düştüklerini görmekteyiz. Çünkü hepimiz nefis taşıyoruz. Zina, faiz, kumar, madde bağımlılığı gibi yasaklar hep maddeye bağlıdır. Maddesi olmayan zaten bu işleri düşünmeyecektir.

İstatistiklere bakıldığında en çok boşananların maddi seviyesi yüksek olanların olduğunu görüyoruz. Buradanda anlıyoruz ki huzur veren şeyin insanlar arasında bağlılığı artıran maddiyatın değil maneviyatın olduğunu görmekteyiz.

Evet, Müslüman zengin olacak. Ama zenginliği bulduğu zaman maneviyatını, Allaha olan teslimiyetini kaybetmediği gibi, insanlara karşı hem saygılı hemde faydalı olmalıdır.

Uyandırmak Bizden, Uyanmak Sizden, Muvaffakiyet Allah’tandır.

Fatih Medreseleri Yazı İşleri Kurulu

Yorum yapın