Kıbrıs Kendine Gel | Fatih Medreseleri
Fatih Medreseleri

Kıbrıs Kendine Gel


KIBRIS KENDİNE GEL

Kıbrıs, Peygamber Efendimizin, “Hala Sultan” ünvanıyla bilinen Ümmü Hi-ram (Haram) ile alakalı nakledilen bir rüya sonucunda İslam Aleminin teveccühünü kazanmıştır.

Şöyle ki; Peygamber Efendimiz, süt teyzeleri tarafından akrabası olan Ümmü Hi¬ram’ın Medine’deki evini ziyaretlerinde bir müddet uyumuşlardı. Peygamberimiz’in gülerek uyandıklarını gören Ümmü Hi-ram: “Ya Resulullah! Niçin güldünüz?” diye sordu. Peygamber Efendimiz; “Yâ Ümmü Hi-ram! Ümmetimden bir kısmını gemilere binip, kafirlere gazaya gider gördüm” buyurdular.

Ûmmü Hi-ram’da; “Ya Resulullah! Dua et de ben de onlardan olayım” deyince Peygamber Efendimiz “Ya Rabbi! Bunu da onlardan eyle” diye dua buyurdular.

Aradan seneler geçti, Ümmü Hi¬ram Hazreti Osman zamanında Hazreti Muaviye’nin komutasında Kıbrıs adasına düzenlenen deniz seferine kocası Ubâde bin Samit’le birlikte gönüllü olarak katıldı. O bu sırada 86 yaşında bulunuyordu. Sefer sırasında nice zahmetlere katlanan ve gazileri devamlı gayrete getiren Ümmü Hi-ram, Larnaka yakınlarında atından düşmesi üzerine şehid olması ile Kıbrıs Müslümanlar için önemli ve tarihî kıymeti olan bir belde haline geldi.

Öyle ki; İstanbul’a, Eba Eyyûb el Ensari hazretleri ne büyük bir kıymet bahşetmişse Hala Sultanda Kıbrıs’a aynı şerefi kazandırmıştır.

Daha sonraları tekrar küffarın eline geçen Kıbrıs, Akdeniz’de seyreden tüccar ve hacı gemilerine baskın yapan korsanların yuvalandıkları bir sığınak yeri haline gelmişti. Ayrıca Sahabe zamanında yapılan Mescit ve külliyeler yıkıma ve yağmaya maruz bırakılmış hatta Venedikliler tarafından ahır olarak kullanılmaya başlamıştı.

Defalarca Osmanlı tarafından elçi gönderilmesine rağmen Venedik olayı çözememiş netice olarak Akdeniz, güvenli bir deniz ulaşımı ve ticareti yapılamaz hale gelmişti.

Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim hazretleri Lala Mustafa Paşayı görevlendirerek Kıbrıs üzerine sefere gönderdi.

15 aydan fazla süren bu seferde 50 bin şehit vererek 1 Ağustos 1571 yılında Kıbrıs tekrar Müslüman toprağı olmuştu.

1878 tarihinde ada 50 yıllığına İngilizlere kiralanmasının ardından sürenin bitmesine 8 yıl kala Rumlar kaynamaya başlamış ve Yunanistan’a katılmak isteyerek isyan çıkarmışlardı. Yapılan müzakerelerle Rumlar Kıbrıs’ta Türklerle ortak devlet kurmaya yanaşmamışlar, uluslararası anlaşmaları ve anayasayı çiğneyerek Türklere saldırmaya başlamışlardı.

Bunun üzerine 20 Temmuz 1974’de Başbakan Vekili merhum Necmeddin Erbakan’ın ısrarlı tavrının ardından Milli Güvenlik Kurulunu toplamış ve Kıbrıs Barış Harekatını başlatmıştır. Kahraman ordumuz yeni bir destan yazarak 1672 şehit ve binlerce yaralı ile Kıbrıs’a girmiştir.

Harekatla alakalı Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin 29 Temmuz 1974 tarihli 573 sayılı kararı ve Atina’daki Temyiz Mahkemesi’nin 21 Mart 1979 tarihli kararı, Türk müdahalesinin yasal olduğunu vurgulamıştır.

Yunan Temyiz Mahkemesi cuntacılar hakkındaki dava sonunda 21 Mart 1979 günü 2558/79 sayılı şu kararı verdi;

“Zürih ve Londra anlaşmalarına göre Kıbrıs’a yapılan Türk askeri müdahalesi yasaldır. Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirme hakkı olan garantör devletlerden biridir. Esas suçlular darbeyi hazırlayan ve icra eden ve bu suretle de bu müdahalenin koşullarını hazırlayan Yunan subaylarıdır.”

Bu kadar tarihi bilgiyi aktardık ki Kıbrıs’ın bizim için ne kadar kıymetli olduğu hafızalarımızda tekrar canlansın. Kıbrıs için nasıl büyük fedakarlıklar verilmiş anlaşılsın. Bu topraklara ödenen bedel yüce bir bedeldir. Fakat bugün Kıbrıs tarafından yapılan açıklamalar bizlere, geçmişte yapılan fedakarlıkların, ödenen yüce bedellerin unutulduğunu göstermektedir. Ellerine geçen her fırsatta Müslümanlara kan kusturan Rumlar’ın yaptıkları barbarlıkları ne kadar çabuk unuttunuz. Hatta bir de onlara ve arkalarındaki batılılara karşı nasıl bu kadar hayranlık besler oldunuz. Takınılan bu tutum son derece yanlış bir tutumdur. Ve büyük bir kıymet bilmemezliktir.

On binlerce şehit verdiğimiz bu topraklar sanki hiç olmamış gibi geçmişini bir kenara iterek, bu toprakların nasıl kazanıldığını unutarak maalesef bugün kumar, içki, fuhuş bataklığı haline gelmiştir.

Elbette ki Kıbrıs’a Devletimiz hala büyük destek veriyor. Ancak gördüğümüz odur ki ahlaki olarak çöküntü içerisindeki Kıbrıs’a İslami edep ve ahlak gerektiği gibi ulaştırılamıyor. Devlet olarak batının gölgesinde kalmadan Kıbrıs’la alakalı sadece maddi değil manevi yönden de köklü çözümler ortaya konulmalıdır.

Köklü çözüm bizden, Muvaffakiyet Allah’tandır.

Fatih Medreseleri Yazı İşleri Kurulu    

 

Yorum yapın