Toptan Allah'ın İpine Sarılarak Birlik Ve Beraberlik İçinde Olabilseydik. (1) | Fatih Medreseleri
Fatih Medreseleri

Toptan Allah’ın İpine Sarılarak Birlik Ve Beraberlik İçinde Olabilseydik. (1)


Besmele, hamdele, salat ve selamdan sonra…

Pek muhterem Mustafa Ekin, Mahmut Eren, Salih Topçuoğlu, Ali Kara, Ahmet İslamoğlu, Mehmet İslamoğlu, Recep Eryiğit, Ömer Keleş, Âdem Şener, Mehmet Talu, Abdül metin Balkanlıoğlu, Seyfettin İnanç, Resul Bölükbaşı, Ahmet Ünlü, Büyük Bayram hocalarım… Çınar altının, İsmailağa Vakfı’nın, Marifet Derneğinin ve kendini bu camiaya mensup kabul eden, isimlerini burada sayamayacağımız, Efendi Hazretlerimizin Kıymetli hocaları. Hepinizi Allah’ın selamıyla selamlıyoruz…

Mevla Teâlâ sizleri Efendi Hazretlerimizin manevi mirası ile şereflendirsin. Üzüleceğiniz şeylerden ve her türlü kaza ve belalardan sizleri muhafaza eylesin. Vücutlarınıza güç, kuvvet, sıhhat ve afiyetler ihsan eylesin. Rabbim hizmetlerinizi daim, ibadet ve dualarınızı makbul eylesin.(Âmin)
Kıymetli Hocalarımız…
Aynı Rabbe iman eden  kullar olmanın, aynı Resule itaat eden Ümmet olmanın, aynı Efendi Hazretlerine teslim olmuş İhvan olmanın, insan olmanın,  birbirine karşı sorumlu olmanın bir gereği olarak bundan önce çeşitli aralıklarla sizlere mektuplar yazmıştık.
Mektuplarımızda ısrarla birlik ve beraberlik, kardeşlik ve vahdet içinde olmamız gerektiğine vurgu yapmış, Efendi Hazretlerimizin evlatları olarak hepimizin aynı ailenin mensupları olduğumuzdan bahsetmiştik.
Bu ailenin birlik ve beraberliğinin, kardeşlik ve barışının tesisi için hep birlikte gayret etmemiz gerektiğinden ve kimsenin aile içi kavga ve kargaşaya sebep olmaması, yangına benzin ve körükle koşmaması gerektiğinden bahsetmiştik.
Kim, Efendi Hazretlerimizin evlatları olan kardeşlerimiz arasında fitne ateşini körükleyip alevlendirirse, er ya da geç kendisinin de yaktığı o ateşin bir parçası olacağını söylemiştik. Efendi Hazretlerimizin kayıp evlatlarına, birbiriyle küskün ihvanımıza hep beraber sahip çıkmamız gerektiğini, Efendi Hazretlerimizin kucakladığını bizimde kucaklamamız gerektiğini, O’nun rahmet gözüyle O’nun evlatlarına bakmamız gerektiğini dile getirmiş ve “Biz birbirimizin kıymetini bilelim ki, başkaları da bizim kıymetimizi bilsin. Biz birbirimizi sevelim ki, başkaları da bizi sevsin. Müslümanların başına gelen felaketlerin tamamı, tefrika yüzünden gelmiştir. Başarı ve zaferlerin tamamı ise birlik, beraberlik ve dayanışmaları ile elde edilmiştir. Müslümanın Müslümanla uğraşmasından kimseye kâr yoktur. Bundan ancak bizleri birbirimize düşürmek isteyenler kârlı çıkar. Bu kavga ancak batının, Amerika’nın ve siyonizmin işine yarar. “demiştik.

Bugün, Müslüman kanının dökülmesini önlemek, Müslümanların bölünüp parçalanmasına engel olmak ve kendi içimizden ve dışımızdan beslenen fitnelerle mücadele etmekten daha önemli bir işimiz olmayışından, bugün bizlerin her zamankinden daha çok tevhit ve vahdete, birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuzdan, Müslümanın küfrün karşısında tek ses, hainin karşısında tek yürek ve zalimin karşısında yekvücut olması gerektiğinden bahseden mektuplar yazmıştık.
Birliğe, dirliğe ve huzura giden yolda dostu düşmanı tanımanın ne kadar  önemli olduğunu ifade eden mektuplar yazmıştık.

Pek Muhterem Mustafa Ekin, Mahmut Eren, Salih Topçuoğlu, Ali Kara, Ahmet İslamoğlu, Mehmet İslamoğlu, Recep Eryiğit, Ömer Keleş, Adem Şener, Mehmet Talu, Abdülmetin Balkanlıoğlu, Seyfettin İnanç, Resul Bölükbaşı, Ahmet Ünlü, Büyük Bayram hocalarım… Çınar altının, İsmailağa Vakfı’nın, Marifet Derneğinin ve camiamızın kıymetli hocaları…
Eğer bizler, birbirimizle uğraşmak, ayrışmak, birbirimize haset etmek ve sırt çevirmek  yerine;        Enfal suresi 46. ayeti kerimesine uyarak :
“Allah’a ve Resulüne itaat edin! Birbirinizle çekişmeyin! Sonra içinize korku düşer de heybet, kuvvet ve devletiniz elinizden gider.” ayetine uyabilseydik;
“Müminlerin birbirine olan bağlılığı, birbirine kenetlenmiş bir binanın tuğlaları gibidir.” hadisi şerifine sarılabilseydik; bu kapının insanına, Ümmeti Muhammed’e ve İslam’a hizmet adına Efendi Hazretlerimizin bizden beklemiş olduğu çok büyük çalışmalara ve başarılara imzalar atmış olurduk.
Ülkemizde ve İslam âleminde nice masum canlar katledilirken, kardeşlik ve huzurumuza topyekûn saldırılırken, ülkemizin etrafının bir ateş çemberine çevrildiği ve İslam memleketlerinin bir insan mezbahasına döndürüldüğü, her türlü tuzak ve kirli planların bizim üzerimize kurulduğu bir zamanda; tuzak kuranların tuzaklarını, hesap yapanların planlarını bozacak çalışmalardan bir an olsun kendimizi âzâde hissetmezdik.
Ülkemizin doğusundaki, batısındaki, kuzeyi ve güneyindeki tüm halkımıza dost ve düşmanımızı tanıtabilirdik.
Yüzyıl öncesinin Çanakkale savaşlarında, Kurtuluş savaşlarında karşımıza dikilen düşmanı, Yunanı, İngiliz’i, Fransız’ı, İtalyan’ı tanıyıp onları denize döktüğümüz gibi bugün de Doğu ve Güneydoğu cephelerimizde yine aynı şekilde o düşmanların torunlarıyla savaştığımızı halkımıza anlatabilirdik.
Eğer bizler birlik ve beraberlik çağrılarımıza kulaklarımızı tıkamak yerine, “Ben”i “Biz” yaparak hayata geçirebilseydik, kardeşliği sadece dillerimizden dökülen kuru sözler olmaktan öteye  taşıyıp gönülden gönüle uzanan ve kalplerimizi birbirine kenetleyen ülfet ve rahmet köprüleri yapabilseydik, bugün üniversitelerde, okullarda, mecliste, basın ve yayın kuruluşlarında, siyaset, yargı ve hukukta, emniyet ve askeriyede, sendika, baro, odalar ve birliklerde, sanat ve spor camiasında, eğitim, kültür ve tarihi etkinliklerde dinini, vatanını, bayrağını, ecdadını, her türlü değerlerini Batıya, İsraile ve Amerika’nın menfaatlerine göre satabilecek ve her türlü ihanet şebekeleri ile işbirliği yapabilecek, maşa tipli hainlerin olabileceğini milletimize  anlatabilirdik.
Eğer bizler, camiamız arasında hakiki birlik, beraberlik ve  kardeşliği tesis edebilmiş olsaydık din adına dinden soğutmaların ve İslam’a darbe vurmanın adını “cihad” ve “hizmet” koyanlara mukabil; gerçek İslam’a hizmetin tavizsiz İslam anlayışı ile, tavizsiz sünneti  yaşamak ile olabileceğini bu millete gösterip, onlara örnek ve önder olabilirdik. Medreselerimiz legal hale gelip hocalarımız talebe ve  kurslarının başında hizmetlerini tatil etmeden Efendi Hazretlerimizin en büyük davası olan her mahalleye bir kız bir erkek medresesi açma yolunda doymak ve durmak yerine, yenilerini açar, medreseler zincirini her gün biraz daha artırabilirdik.
Eğer bizler, camiamızda  birlik ve beraberliği sağlayabilseydik; kalpleri ve hedefleri paramparça olduğu halde ittifak etmemek üzere ittifak etmek için bir araya gelen ve  sadece zevahiri kurtarmak için kararlar alan, ancak kimsenin ruhunun bile duymadığı, kılını dahi kıpırdatmadığı İslam İşbirliği Teşkilatının  sözde kararları gibi değil de, camiamız hakkında, ümmeti Muhammed hakkında ve topyekûn insanlık hakkında dünyayı ayağa kaldıran ve kâfirlerin kalplerine bir aylık mesafeden korku salan  başarılara imzalar atabilirdik.

Fatih Medreseleri Yazı İşleri Kurulu

Yorum yapın